Mantar Avcısı
Baska

Yerler klinker her yer Malta eriği huzur tum hücrelerimde, sıyrıldım herseyden, herkesi affettim. Ne gecmis var ne gelecek, Malta eriğinin kokusuyla oturuyorum vücudumda en sevdiğim denizin tuzu vakit aksam omuzlarımda güneşin pembesi kaburgamda bir dövme hayatımın anlamını icime geçiriyor öyle bir mutluluk sarmış ki her yeri, her yer benim hizmetimde affettiklerim tek tek ayağıma gelmiş hak ettiklerimi sunuyorlar ağzımda sert votka tadı beynim oksijenle besleniyor parmak uçlarım uzansa tutacak ellerini kalbim tekrar çarpsa biri icin ask diyecek de oyle saf saf bekliyor kıs zamanı yaz, yaz zamanı kisi mı yasamıştı bu saçma beden iste onu hatırlamıyor yerler kilinker su ayaklarimi yerden kesiyor hava vanilyali Malta eriği burada başlayacak hayat bunun tam tersinde bittiği gibi, hani bir ses gelse bozulacak büyü o yüzden kimseden çit çıkmıyor saygı her yerde önümde eğilmiş binlercesi ve ben ilk defa bu kadar duru ilk defa bu kadar temiz; arınmak yeniden doğmak, hayalindeki kendine ulaşmak Icin yıllarca öğrendiği yüklerden sıyrılmak zorunda kalan, aciyla terbiye olan olduğunu cok seven tekrar kendiyle buluşan ben ilk defa bu kadar gercek ve eyvallah iste bu yüzden artık cok imkansız ve yasamak simdi bambaşka ilk defa varlığıyla ve onu var edenle barışık ilk defa var olma sebebine bu kadar asık binlerce yıldır ilk defa bu kadar tanıdık tüm hücrelerinin bilmesi böyleymis. Ve böyle hersey cok güzelmiş…

2010 yazında bir çocuk sevdim ben, benden başka hiç kimseye benzemeyen. Hiç sorgulamadan hayatıma aldım hataydı belki ona her dokunuşum, her dokunuşta kendimden uzaklaştım her dokunuşumda benden uzaklaştı. Ama pişman değilim her hücresini sevdim ve hala da bıkmadan uzaklığına aldırmadan severim. Yüzlerce gün yaşadığım adam bir anda arkasını dönüp gidiyor her halini bildiğim kafasının içindekileri ezberlediğim adam yabancı olmak için gidiyor. Kalbimden beynimden hayatımdan yatağımdan dolabımdan mutfağımdan bir çocuk gidiyor ve öylece kalıyorsun. Desem ki tekrar gel kapansam ayaklarına ağlasam zırlasam dön diye avaz avaz bağırsam ne olacak. Kabulleniyorsun yaşamak zorundasın kendini var etmek; mutlu olmak herkesin tek yaşam amacı. Sonra bir sürü gün geçiyor aradan bir sürü gece, suratını unutuyorsun resmi de kalkmış ortadan tanıyan bilen de yok, nasıldık biz acaba sorusuna cevap verecek bir tek adam yok. Nasıldık sorusuna yollar cevap verebilir defalarca gittiğimiz şahidimiz olan yollar, geçtiğimiz boğaz, girdiğimiz denizler, paylaştığımız yemekler. Bir güzel çocuk çıkıyor hayatından ve öylece kalakalıyorsun. Toparlanmak için ne kadar vakit var hesap edemeden, düşünmeden öylece bıraktığı yerde sadece nefes almaya devam ediyorsun.

Huzur

Kendimi bulduğum yerler var ya hani cok iyi bildigin; seviyorum cok oraları ben! Seni cok sevdiğim gibi…

İlişki

DÖNÜP BAKTIĞIMDA KEŞKE BİR İLİŞKİ BULABİLSEYDİM

Bazı sözler var ki yanlış zamanda, yanlış kişiye söylenmiş. Evet O da hak etmiş o anda ama daha münasip zamanlar olacakmış gelecekte. Bir zamanlar aşkından kudurduğun kendini yerden yere attığın adam bir sabah kalkıyorsun ki yok. Mutlu uyanıyorsun, hafif kalkıyorsun o binlerce kez seviştiğin yatağınızdan. Yorgana, yastığa, her yere sinen sevişmeler zamanla mide bulantısı olarak dönecekler çok iyi biliyorsun ama yine de ilk günler o acıyı kanırta kanırta çekiyor kalp belki bir ay belki daha az. Ve sonra hesabı kitabı bırakıp kendine dönüyorsun, güzel de hatırlamak istiyorsun, öğrettiklerine şükür de etmek, e elinden geldiğince de yapıyorsun. Sonuçta bugünkü sen onunla bağlantılı. Adamı sevgiyle uğurluyorsun; seninleyken çocuk, ilk gittiği zamanlar adam sonra da herif olacak. Daha da zaman geçince o gerzek diyeceksin biliyorsun. Asla vazgeçemeyeceğini sandığın kusurlarına bile aşkla bağlı olduğun adam burnu ağzı çok çirkindi be’ye dönüyor, zaten hiç tipim değildi hay Allah kahkahaları arkadaşlarınla en sevdiğin muhabbete dönüşüyor oysa ki bir hafta önce bu saatlerde kalbim ağrıyor diye bağıran sen değil miydin. Eski sen ile şimdinin kocaman farkı var, bilmem kaç ay ona karşı hep aynı duyguları yaşamışsın da bir sabah kalkıyorsun ve offff diyorsun yeter uğraşamam. Ben ilişki diye tepinirken adam seni orada öyle tutmuş, sen seviyorum derken adam seni hayatına amigo etmiş, öyle güzel gaza getirmişsin ki hoplaya zıplaya galibiyetlerini başkalarıyla kutlamış. Eskiden de bu hayat böyle miydi diye sormamış öyle biri olduğuna inanmış, inandırmışsın. Böyle bir anda yüzüne tokat gibi çarpıyor hiçliğin, hiçbir şeyi olduğun, sen onu her şeyin yapmışken köşede mal gibi kaldığın ve buna hep mantıklı sebepler bulduğun. Zihin insanın en büyük düşmanı bazen her türlü senaryoya inandırıyor kör ediyor. Elini tutmayan adamı kaç gün çekmelisin, seni yanında taşımayan adamı ne yapmalısın, bir kere sarılmayan adam kim senin için. Uyanıyorsun uyduruk sevgilinin attığı sıkı bir tokatla uyanıyorsun; gidiyorum diyor daha yeni kalkmışsın uykudan; o dakika ne söylesen saçma, ne görsen bulanık, ne dinlesen yalan. Aslında işte o cümle var ya seneler önce başka bir zavallıya acımasızca yazdığın hah işte aslında o lafı tam da hak eden buymuş diyorsun. Ama artık büyümüşsün, laf başkasının olmuş, zamanı geçmiş. Yoksa tam da saçma sapan haline tavrına tek bir cevap “ya bi siktir git Allah’ın salağı kimsin sen”. 

Ayrılık

Senden kalan bir akvaryum, onunla uğraşıyorum, ağlaya zirlaya onu toparlamaya çalışıyorum; toparlanmıyor. Balıklarım tek tek ölüyor, her ölen balığa ağlıyorum. Sanki her ölen balıkta bir kez daha terk ediyorsun beni kalbim günden güne daha çok ağrıyor. Hiç kabullenedigim yokluğun simdi yüzüme tokat üstüne tokat. Kimseyle konuşmuyorum kimseye derdimi anlatmıyorum. Ayrılık acısı öyle bir girdap öyle bir çıkmaz ki ağzımı açamıyorum, seni bilen uç bes kişiye İyiyim diyip geciyorum kuru kupkuru bir iyi. İyi oldu bitti diyorum hayatıma devam ediyorum diyorum ama olmuyor her seferinde kendimi yerde ağlarken buluyorum çok sevmişim çok sevince olmuyor. Kimse bu halimi bilmiyor, yavaş yavaş ölüyorum sen olmadın ya ben yavaş yavaş ölüyorum. Yaşatamadigim balıklarım gibi ben yüzerken ölüyorum, ben bir hiç uğruna ölüyorum.

Aşk

Büyük konuşmayacaksın bütün dediklerini yalar yutarsın. İlk belimi kavradığın andan beri kulum, köpeğim. Öyle bir adarsın ki kendini her yer bir adam olur. Her bir hücrene tek koku siner. Sen şimdi terk et beni mesela, dönmemek üzere bas git başkasına, belki ben de bir daha dönmem sana ama sadakatimi de asla terk etmem, bir ömür sen kalırsın vücudumda öyle severim ki varlığın yokluğun fark etmez öyle bir içime aldım ki seni bundan sonra tillahı gelse giremez. 

Şüphe Aşkla Kapışırsa

İnanıyorsun çünkü sana benziyor, kırılıyorsun; sen olsan yapmazdın. Ufacık bir olay, çıkarıyor en diptekileri, şüphe içinde şeytanı doğuruyor. Hani koşulsuz sevgiydi hani özgürdü hani farklıydı. Canım yanıyor. Canın yanıyor çünkü bambaşka bir yerden gelmişti kimsenin gelemeyeceği bir yoldan yürümüştü. İçin acıyor çünkü başka yere konmuştu, kimsenin giremeyeceği yerlere dokunmuştu. Başka türlü olmuştu. Ben mi uyduruyorum, ben mi hikayeler yaratıyorum?

İçimi kemiren bin saçma fikir, boğucu kısa rüyalar, uyanamamak fenası uyuyamamak. Her duyguyu aynı anda barındırmak. İnanmak, inanmak istemek ama inanamamak. Sisteme güvenmek, kabul etmek, sevgiyle halletmek. Nerede peki? Bu acı, nefes alamamak… kim için? Bu kadar yıpranma ne uğruna? Sorular bir şüpheye bağlı bin bir soru. Cevaplar bambaşka birinde, birilerinde.

Uğraşmak istemiyorum, dürüstçe söyleyeyim aşka entrika katmak istemiyorum. Barışmak; yeniden sokaklarda sarılarak dolaşmak, el ele tutuşmak ve sadece O olsun istiyorum. Özgürlüğümüzü istiyorum, karar veriyorum, tüm düşüncelerden sıyrılıp bir anda O’na teslim olma kararını verdiğim Ağustos sonuna gidiyorum. Sadece ona inanacağım.  Sadece içimdeki sese inanacağım. Deneyimleri hesaplayan sürekli kurgulatan mantığıma değil Öz’üme inanacağım.

Ve sabahın kör bir vakti telefonum çalsa, “kalın bir şeyler giy üşütme seni alacağım” dese. Balığa gitsek, boğazda bir banka kurulsak, güneş doğsa, sabırla beklese, elimdeki kitapla oyalansam. Sandviç yesek, çay içsek, o keyfine baksa, ben keyfime. Sadece makara yapsak, hayatımızı hayallere ve mizaha adasak, film repliklerine gülsek, standart muhabbetler etsek. Böyle basit, böyle kolay, böyle bohem, böyle salaş… Hem az hem ne çok…

Ders

Dedi ki “kendini düşünsen bu kadar bir başkasının yerine, dünyayı yerinden oynatırdın”. Bilmez; bu kadar düşünmeseydim seni,  böyle eğitemezdim kendimi.

Sevgi, aşk, bağlılık ve tüm bunlara ilişkin inançlar ve artık yoklar. Sadece özgürlük var, özgür sevgi var. Sen varsın; ben de varım, ilk defa kendim gibi, hiç bilmediğim benden, Öz’den. Gerçek ben, tortulardan sıyrılmış, korkularından arınmış. Tertemiz. Öğreniyorum zamanla ve gitgide çoğalarak, öğreniyorum ışıkla.

Hikâye çok tanıdık, hikâye belki senin tarafından defalarca yaşanmış. Hikâye belki pek çok kadın için binlerce kez yazılmış ama hep ilk yalanları atılmış. Hikâye bu yüzden kulakta çok uyduruk bu yüzden çok sıradan. Aynı hikâye bende başlangıç ya da bitiş. O bayağı anı bende Aşk.

Muhabbet bir iskele üstünde, özgürlük gökyüzünde, geçmiş denizin en dibinde, huzur elin belimde ve gerçek aşk deniz fenerinde. 

Başım hala döner, bin kere dokunsan üst üste bir kere daha ufacık bir dokunuşla başım yine yeniden her seferinde ilki kadar döner. Hayır demeyişim kabul edişim önünde eğilip diz çöküşüm hep bu yüzden.  Senin yüzünden.

O kısacık anda ben neler düşündüm bir bilsen. Bir kendine çekiş,  bir nefes mesafesinde. Ve bir karar verdim, kendimi sundum, seni çok uzun zamandır sevdiğimi anladım. Sen bu hayatta riski tek hak edendin, ben o riski sonuna kadar aldım.

Seninle ilk defa sevmeyi öğrendim ben ve sevişmeyi. Ben birini sevmenin ne güzel bir duygu olduğunu öğrendim. Beklentisiz, yargısız, kısıtlamadan. O kadar bendim ki kimse olmamış. Var sandıklarım benim yüzümden yokmuşlar. Hep suçladıklarım benden olmamışlar.

Anı yaşadım her seferinde her geldiğinde.  Seni yaşadım sen yokken kalbimde. Kendim oldum seninle her gece. Yalnız olsam bile her yerde seninle.

Paylaştık soğuk bira bardaklarını, sıcak meze tabaklarını, sabah kahvaltılarını, turşu sularını, bazen hiç tanımadığımız yorganları, yatakları, yastıkları. Soğuk havayı paylaştık dip dibe, en sevdiğimiz manzaralara bakarken hayallerimizi paylaştık, hüznü, sevinci, acıyı, hayatı. Yeri geldi uzaklaştık, uzak kaldık. Korkmadan hep yine geleceğini bilerek dimdik bekleyen bedenimi paylaştık. Boğazın soğuğunu, sıcağını, denizin her zamanını, doğayı, havayı ve yolları paylaştık. Yüzümüze rüzgar vurdu, açtık önümüzü, özgürlüğü paylaştık. Paylaşmadık mı? Senin vurduğun balıkları, pişirdiğin makarnaları, mutfağı. Ne çok ne az.

Öğrendim. Sayende çok şey öğrendim.  

Buhran